Bitti sonunda. Bitmese miydi acaba? Zaman geçtikçe bir şeyler için biraz daha geç kalıyorum gibi geliyor. Bunun rakamlara da yansıması sadece psikolojik bir eşik. İşte bu psikolojinin etkisiyle geçen bir senemin özetini yapacağım.
Benim 2011′im asker ocağında başladı. Soba dumanı dolu, ama nedense hala soğuk bir amfide geç saate kadar tv izlememize ve çerez yememize izin vermişlerdi, tek esprisi buydu o günün. Yeni yıla girmek üzereyken sevdiklerimin sesini duymak için buz gibi gecede o telefon kulübesinin başında bir hayli uğraşmıştım. Başarmıştım da. Zaten yılın yarısı da askerlikle geçti. Çok güzel dostluklarım oldu, onun dışında sadece bir zaman kaybıydı benim için. 2011 büyük oranda kayıp bir yıl olduğu kadar, aynı zamanda hayatımda köklü değişikliklerin de olduğu bir yıl oldu. Artık askerlik gibi bir yükümlülüğüm kalmamıştı, bu rahatlatıyordu; ancak bundan sonra farklı beklentilerin beni beklediği gerçeğiyle yüzleşmem de çok gecikmemişti. Artık hayatımın düzene girmesini (sanki çok çılgın bir tempom varmış gibi), nüfus cüzdanımdaki “medeni hali” hanesini nihayetinde olacak olan haline bir an evvel dönüştürmeyi arzulayan herkes “e askerlik de bitti” cümlesinin devamını “iş de buldun…” diyerek tamamlayacaklar ve topu bana atacaklardı.
Evet iş buldum; hem de iki kere. İlki mecburiyetten, ikincisi de gerçekten isteyerek değerlendirdiğim fırsatlardı. Çok şükür verdiğim kararlardan memnunum. İlk işim olmasaydı, ikincisi de olmayabilirdi belki, özgüvenimi biraz toparlamıştı çünkü. Şimdi birlikte çalıştığım insanlar itibariyle de hayli şanslı hissediyorum kendimi. Umarım her şey bu olumlu hava ile devam eder.
Ev değiştirme mevzusu var bir de… Taşındık; iki kere. İstanbul’da kardeşlerimle birlikte eve çıkarken, Denizli’de de annem ve babam yılların emeğinin haklı karşılığı olarak çok güzel bir eve taşındılar. Eşyaları da değiştirecekleri için biz de eski evdekileri aldık ve iyi bir zamanlamayla iki tarafı da yaşanabilir hale getirdik. Benden ziyade babam ve annem çok yoruldular o süreçte. Buraya gelip herşeyle ilgilenmeseler, işimiz çok zordu doğrusu. Taşınma esnasında küçük bir kaza geçirdim ve kolumda ufak bir kesik oldu. Dikiş mikiş, bir yandan da onunla uğraştım hayatımda ilk defa. Bebekken de kafamı yarmışım ama tabi ben uğraşmadım o zaman
Taşınmakla bitmeyen bir değişimdi bu esasında. Zira artık aile evindeydim, bekar evi değildi orası. Ve şube müdürü yapılmıştım. Bu artan bir sorumluluk demekti. Devamlı bir temizlikçi abla ayarlamakla başladım yetkimi kullanmaya, sevdiceğimin yardımıyla birlikte çok uğraşmadan halloldu o mesele de. En büyük korkum temizlikti çünkü, kim uğraşırdı ki temizlikle? Daha önceki deneyimlerimden çok iyi biliyorum, birden fazla bekar erkeğin kaldığı bir evde kimse bu işi her hafta üstlenmek istemez. Hem zaten neden üstlensin? Birinin umrunda değilken, diğeri neden sürekli herkesin ardını toplamak zorunda olsun? Bekar evinin özelliği de bu sorumsuzluk havasıdır. Bundan sıyrıldım bir nebze, hem de temizlik yapmak zorunda kalmadan
Bu düzen de hoşuma gidiyor açıkçası.
Evdeki sorumluluktan ziyade kardeş faktörü de var. Çocuk büyütmek çok fena bir şey olacak hissediyorum bunu şimdiden. Hele ki benim gibi öfke kontrolünde pek de başarılı olamayan bir adam… Bu başarısızlığın bazı dönemsel yan etkilerden kaynaklandığını söylemek mümkün, ancak burada bu kadar derine girme niyetinde değilim.
Daha çok kendimden bahsettim, dünyada ve Türkiye’de olan bitenlere hiç değinmedim bile. Oralara girersek 2012′ye girecek enerjimiz kalmayabilir, en iyisi geçen yıl yaşanan olumsuzlukları unutmak belki de. Neyse çok uzattım. Özet geçeyim. 2011 bardağın yarısının dolu, diğer yarısının boş olduğu bir yıldı benim için. Bundan sonra bitirmem gereken ve bir buçuk senedir yüzüne dahi bakmadığım bir master tezim var. İş sahibiyim ve artık kod yazmak yeniden zevkli hale geldi. Talihim iyidir genelde, bu iyi talih 2012′de de yanımda olursa ve moral-özgüven ikilisine daha çok sahip olabilirsem 2012, 2011′den çok daha iyi bir yıl olabilir. Ben isteyeyim de, gerisi takdir-i ilahi.
Sevdiğim, sevmediğim herkese gönlünden geçen iyi şeylerin gerçekleştiği, mutlu, sağlıklı ve başarılı bir yıl diliyorum. Onurunu ve ahlakını kaybetmesin kimse. Olmayanlara da Allah versin…







Eskiden hayaller kurardım gece yatağa girdikten sonra. Her türden hayal işte. Şöyle yapacağım, böyle olacağım, şunu edeceğim, onu alacağım, bilmemneyi bilmemnapacağım… Sen gece gece uyuma niyetiyle değil de hayal kurma niyetiyle yatağa gir; sonra o hayaller eşliğinde uyku aleminin koyu mai derinliklerine gark ol. Yahu ne kadar da safmışım hakikaten. Hayır yatağa girme sebebimden dolayı değil, hayal kurma gibi boş bir eylem peşinde koşmamdan dolayı. Ben hayalperest bir çocuktum; elde avuçta bir şey kalmadı, yıllardır hep cepten yedim anlayacağınız. Hayaller biriktiriyordum iç mekanımın kilerinde, lakin kıtlıkta kaldım. Çocukluğa dönmekten bahsedip de klişe sözler sarfetmek istemiyorum şimdi, fakat özledim be abi. Maddi manevi ne varsa şimdi, eskiden hepsi bambaşkaydı gözümde. Nasıl değişebildim bu kadar! Büyüyor muyum hala, yoksa hali hazırdaki büyümüş halim mi? Büyüyünce ne olacaktım ben sahi, onu bile hatırlamıyorum adam akıllı. Çünkü o kadar çok şey olacaktım ki, hiç biri gelmiyor aklıma.